Anasayfa > DEV-İŞ'in sesi, Kıbrıs'ın kuzeyi, Manşet > BİRLEŞİK KIBRIS’TA SINIF MÜCADELESİ VE SENDİKACILIK

01.02.2016 Pts, 15:54

Aşağıdaki metin 30 Ocak Cumartesi günü DEV-İŞ Başkan Vekili Hasan Felek’in Sol Ve Kıbrıs Sorunu seminerinde yaptığı sunumdur:

 

Birleşik ve federal bir Kıbrıs’ta sendikaların rolü ve konumu ne olmalıdır? Toplumsal yaşamda ve hak mücadelelerinde sendikalar nasıl bir işleve ve pozisyona sahip olmalıdır? Kıbrıslı Türklerin ve Kıbrıslı Rumları yeniden birleşme sürecinde, sendikaların üzerine ne gibi görevler ve yükümlülükler düşecektir. Her iki toplumun barışma sürecini dinamitleyebilecek kesimlere karşı sendikalar nasıl tutum sergilemelidir? AB’nin ekonomik ve siyasal programlarına karşı sendikalar hangi konumda olmalıdır? Gerek neo-liberal, gerekse de emperyalist saldırılar karşında Kıbrıslı Türkler ve Kıbrıslı Rum sendikalar nasıl bir ortak mücadele stratejisi belirlemelidir?

 

Bu sorular ve buna benzer soruların, birleşik ve federal bir Kıbrıs’ta sık sık kendimize sormamız gereken ve cevap üretmemiz gereken sorular olduğunu düşünmekteyim.

 

Az sonra sizlere birleşik federal Kıbrıs’ta sendikaların konumu ve mücadelesiyle ilgili kesin cevaplar değil, tam tersi bundan sonraki süreçte tartışma ihtiyacı hissedeceğimiz bir zemin sunacağım. Bu zemini Kıbrıs’ın her iki kesimindeki sendikalar zaman içerisinde, kuşkusuz işçi sınıfı bilimi ve pratiğin de bizlere kazandırdığı deneyimler ve sonuçlar doğrultusunda şekillendireceğiz. Fakat buraya geçmeden önce çok kısaca bir hususa değinmek istiyorum.

 

 

Kapitalist küreselleşmenin getirdiği bir dizi kavram ve terim bilinçli veya bilinçsiz olarak kullanılmaktadır. Bu çoğu zaman ve genellikle kapitalist hegemonyanın sınıf mücadelesi üzerindeki etkisini de göstermektedir. Bu noktada sendikalar da bundan nasibini almıştır. Küreselleşmenin sendikalar üzerindeki etkisi bir başka panelin konusu olmakla birlikte, ben sıkça kullanılan ve sendikaları da içine alan sivil toplum kavramına değinmek istiyorum.

 

Bugün sendikaları da sivil toplum örgütleri kategorisine sokmakta ısrarcı olan kesimlere karşı sendikaların doğuşundan beridir birer sınıf örgütü olduğunu hatırlatmalı ve bu tuzağa düşmemeliyiz. Sendikalar işçilerin, emekçi kesimlerin ekonomik ve sosyal hak ve durumlarını koruyan, geliştiren ve emekçilerin kurtuluşunu sağlayacak siyasal mücadele ile ilişki kurmasını sağlayan sınıf örgütleridir. Bugün Ticaret Odası ve Sanayi Odası gibi kesimler nasıl basit birer sivil toplum örgütü olmaktan çok kendi sınıflarının çıkar ve menfaatlerini koruyan sermaye sınıfı örgütleri ise; sendikalar da işçi sınıfının hak, özgürlük ve çıkarlarını koruyan emekçi sınıfı örgütleridir. Sendikalar için sivil toplum kavramını kullanmak, emek örgütleri ile sermaye örgütlerini aynı kefeye ve zemine çekmektir. Böyle bir algıyla ne toplumsal ilerleme için, ne de işçi sınıfı için hakkaniyetli bir mücadele veremeyiz. Sendikaların sınıf örgütü, gerçek sendikacılığın da sınıf temelli sendikacılık olduğunu unutmamamız lazım.

 

Şimdi esas konumuza gelelim. Panelin akışını kolaylaştırmak ve zaman tasarrufu da elde etmek için başlık ve kısa açıklamalar olarak konuşmama devam edeceğim…

 

Birleşik Federal Kıbrıs’ın AB üyesi bir ülke ve ortadoğu’nun hemen dibinde yeniden şekilleneceği bir konumda olduğunu düşünürsek kısaca sendikalarla ilgili önümüzdeki dönemde şu tartışma başlıklarını açmamız gerektiğini düşünüyorum:

 

  1. Neoliberal mücadelede ortaklaşma

Kıbrıs’ı kuzeyinde sendikalar, yıllardır neoliberal politikalara karşı mücadele etmektedir. Gerek kamu kuruluşlarının özelleştirilmesi, gerek kamu sektörünün daraltılması, gerek güvencesizleştirme ve esnek çalışma koşullarının tesisi, gerekse de taşeronlaştırma ve sendikasızlaştırmaya karşı sendikal direniş verilmektedir. Ankara’nın Kıbrıslı Türklere dayattığı ekonomik paketler, bugün Kıbrıs’ın güneyinde Troyka tarafından dayatılan ekonomik paketlerden veya dünyanın herhangi bir yerinde İMF tarafından dayatılan ekonomik paketlerden farksızdır. İçerik aynı! Tüm dünyada ve Avrupa’da olduğu gibi ekonominin ve toplumun neo-liberal ilkelere göre yenide şekillendirilmesi.

Birleşik ve federal bir Kıbrıs’ta da egemenler tarafından yapılan bu saldırının devam edeceğini öngörmek için alim olmaya gerek yok. Toplumlar arası barışı ve çözümü sağlamak, sınıflar arasındaki çelişkilerin sona ereceği, sınıf barışının da sağlanacağı anlamına gelmez. Kanımca sendikaların da tam bu zeminden yeni mücadele stratejileri belirlemesi gerektiğini düşünmekteyiz.

Kıbrıslı Türkler bu kez belki Ankara’yı karşılarında bulmayacaklar. Fakat Kıbrıslı Rumların karşısında olan Troyka’yı karşılarında bulacaklar. Bundan dolayı Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum emekçileri, neoliberal saldırılara karşı, sınıf kimliğinde birleşerek ortak bir mücadele hattı inşa etmeliler. Bu belki bir işçi konfederasyonu şeklinde, belki tüm Kıbrıs sınıf sendikalarını kapsayan geniş tabanlı bir platform şekilde olacak, bunu tüm taraflar tartışarak belirleyecek. Ama temel ihtiyaç Kıbrıslı Rum, Kıbrıslı Türk, maronit, ermeni ve göçmen farkı gözetmeden, tüm emekçilerin sınıf kimliği zeminindeki birliği, dayanışması ve ortak örgütlü mücadelesi olmalıdır.

Neoliberalizme karşı ortak mücadele, aynı zamanda suni bir şekilde yaratılan milliyetçilikleri ve din olgunsunu da aşarak, ortak bir Kıbrıslılık kültürünün oluşmasına da yol açacaktır. Kısacası birleşik Kıbrıs’ta sendikal hareket anti-kapitalist olmalıdır.

 

  1. Faşizme ve şövenizme karşı işçilerin birliği

Birleşik Kıbrıs, şu an olduğu gibi her ki toplum içindeki gerici ve faşist odakları rahatsız edecektir. Daha şimdiden gerek kuzeyde gerekse de güneyde aşırı milliyetçi odakların tahrik edici eylemlerine şahit olmaktayız. Bizi bekleyen tehlikelerden biri de nereden gelirse gelsin, gerici ve faşist güçlerin faaliyetleri olacaktır.

Sendikalar her iki toplumun kardeşleşme ve barış sürecini tehlikeye atacak ve düşmanlığı tetikleyecek faşist eylemler ve odaklar karşısında her iki toplumun ortak ve dayanışma eylemleriyle cevap vermesi gerekecek. Bu anlamda özelde sendikal birlik ve daha da genelde tüm işçilerin faşizme karşı birliğini sağlamak bizlerin görevi olacaktır. Faşizme karşı işçi emekçi cephesi zemini üzerinden, Kıbrıs’ta barışı ve yeniden birleşmeyi tehdit eden unsurlara ve onları besleyenlere karşı mücadeleci bir tavır sergilenmeli ve bunun araçlarını yaratmak için tartışmalıyız. Derviş Ali Kavazoğlu ve Mişaulis’in tarihsel değeri bize yürümemiz gereken yolu göstermektedir.

Kısacası birleşik Kıbrıs’ta sendikal hareket aynı zamanda anti-faşist olmalıdır.

 

  1. Emperyalizme karşı olmalıyız

Adamız konumundan dolayı tarih boyunca emperyalist ve sömürgeci güçlerin asla vazgeçmek istemedikleri bir ülke olagelmiştir. Öyle ki bizlerin de kaderi ağırlıklı olarak bu güç ilişkileri içerisinde şekillendirilmiştir. Ortadoğu’daki son dönemdeki dönüşümler ve Adamızın etrafından doğal gazın da bulunması, Kıbrıs’ın emperyal anlamda tekrar değere bindiğini göstermektedir. Gerek emperyalist AB ve ABD’nin Ortadoğu politikaları gerekse enerji politikaları Kıbrıs ekseninde şekillenecektir. Ada hem askeri anlamda bir üs olarak kullanımına devam edilecek hem de çevresindeki enerji kaynakları emperyalizm tarafından sömürülecektir. Hatta şu an yaşanılan süreç de tam olarak bunu göstermektedir.

Bu bağlamda, Kıbrıslı Türklerin ve Kıbrıslı Rumların geleceği emperyalist güçlere bel bağlamakta veya Ada’nın emperyalizmin kullanımına bırakılmasında değil, kendi coğrafyamızda özne olmaktan geçmektedir. Bu da bize emperyalizme karşı amansız bir mücadele gerekliliği getirmektedir. Kıbrıs’ta, federal ve birleşik bir cumhuriyette bağımsız ve özgürce yaşayabilmek, kendi geleceğimizle ilgili kararları kendimiz alabilmek ve Ortadoğu’daki kirli savaşa alet olmamak için ant-emperyalist mücadeleyi yükseltmeliyiz. Kısacası birleşik Kıbrıs’ta sendikal hareket anti-emperyalist olmalıdır.

 

  1. Göçmen dayanışması ve göçmenleri sınıf mücadelesine katmak

Kapitalist küreselleşmenin bir getirisi de ucuz iş gücü olarak göçmen işçiliktir. Avrupa’da olduğu gibi ülkemizin hem kuzeyinde hem güneyinde sayıları gittikçe artan göçmen işçiler mevcuttur. Göçmen işçiler ucuz iş gücünün yanında sosyal anlamda da 1800’lü yılların işçi sınıfı konumunda, neredeyse sefalet içerisinde yaşamaktadır. Sendikalar olarak bizler birleşik Kıbrıs’ta göçmen işçileri de sınıf mücadelesine katmanın ve onların haklarını kazanmanın araçlarını yaratmalı, örgütlülükler inşa etmeliyiz. Birleşik Kıbrıs’ta sendikalar göçmen dayanışmacı ve mücadelesi ağı oluşturmak için de mücadele etmelidir.

 

  1. Enternasyonal mücadele ve AB

İşçi mücadelesi tarihsel köklerinde enternasyonalizmi hayati bir ilke olarak barındırmaktadır. Başka ülkelerin işçi mücadeleleriyle dayanışma ve aynı zamanda ortak bir uluslar arası mücadele hattı örmek dün olduğu gibi bugün de sendikaların değişmez görevleri arasında olmalıdır.

Son yıllarda AB’nin halklar ve emekçi sınıflar için gittikçe kötü bir örnek teşkil etmesi ve buna paralel olarak Avrupa’da yükselen sosyal hareketler ve sınıf mücadelesi, bizleri emeğin Avrupası için enternasyonal bir mücadeleye de davet etmektedir. Birleşik Kıbrıs’ta sendikal hareketin gündemlerinden biri de Avrupa çapındaki emek hareketleri ile ilişki kurmak, emeğin Avrupası mücadelesine dahil olmaktır. Aynı zamanda Yunanistan ve Türkiye işçi sınıfları ile de dayanışma ve ortak mücadele zeminin inşa etmek de bölge barışı için kaçınılmazdır.       Kısacası neoliberal dönemde, küresel saldırılara karşı direnişi küreselleştirmek ve sendikal hareketin enternasyonal örgütlülüğü için birleşik Kıbrıs’ta sendikalar aynı zamanda enternasyonalist de olmalıdır.

 

 

 

Sonuç: Emeğin Kıbrıs’ı için mücadeleye devam

                  Kıbrıs’ın birleşmesi ve federasyonun kurulması biz sendikalar için mücadelenin bittiği değil her şeyin yeni baştan başlayacağı anlamına gelecektir. Gözden kaçırmamamız gereken bir şey var. Birleşik Federal Kıbrıs barışı değil, çözümü getirecektir. Bu çözüm de bizlere bu topraklarda barışı tesis etmemiz için bir zemin sunacaktır. İşte bu zeminde biz sendikaların neler yapacağı nasıl bir mücadele stratejisi belirleyeceği önemlidir.

Birleşik Kıbrıs günün sonunda ağırlıklı olarak sermayenin ve AB’nin neoliberal hegemonyasında bir federasyon olacak. Bizler de bu federasyon çatısı altında işçi sınıfının kurtuluşu olan emeğin iktidarını kurmak için mücadele edeceğiz. Bunun için sendikaların tabandan, yani işçilerin emekçilerin dahil olacağı katılımcı bir mücadele zemini inşa etmesi, hem kardeşleşme sürecine hizmet edecektir, hem de mücadelemizin yeniden şekillenmesine olumlu katkı sağlayacaktır.

Birleşik Kıbrıs’ta antiemperyalist, antikapitalist, enternasyonalist ve antifaşist bir direniş hattını oluşturmada biz sendikalara büyük görevler düşecektir.

 

 

 

YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.