Anasayfa > DEV-İŞ'in sesi, DEV-İŞ'ten haberler, Manşet > Kıbrıs emek hareketinden kesitler – Ali Gulle

22.09.2016 Per, 13:44

Bu yazı 9 Eylül 2016 tarihinde Ali Gulle’nin Kıbrıs Ünivesitesi Türkçe çalışmalar bölümünün düzenlediği “Kritik on yıllar 1940-1950 : İki toplum arasındaki ilişki nasıl gelişti ve evrildi” başlıklı konferasnta 10 Eylül 2016 tarihinde yaptığı konuşmadır.

1940-1950 Yıllarındaki Kıbrıs’taki Sendikal Mücadelede Kıbrıslıtürklerin Konumu Öncelikle bu etkinliği düzenleyenleri, bizleri de konuşmacı olarak davet ettikleri için emeği geçen herkese teşekkür ederim. 1940-1950 yıllarında yaşanan, Kıbrıs işçi sınıfının o günkü koşullarını ve özelde de bu süreçte Kıbrıslı Türk işçilerinin sınıf mücadelesi içindeki yerini ortaya koymaya çalışacağım, Dünya ve Kıbrıs için önemli bir tarih periyodu olan 1940-1950 dönemini ele alırken, Dünyanın ve Kıbrısın siyasi, ekonomik ve sosyal geçmişi ele almadan doğru bir zeminde tartışmanın mümkün olmayacağını düşünmekteyim. Burda ortaya koyacağım görüş ve düşünceler, çeşitli kaynaklarca ve özellikle de 1940-1950 döneminde Kıbrıs Sendikal Mücadelede aktif olmuş Kıbrıslı Türk Sendikacı Kamil Tuncel ve Kıbrıslı Rum Sendikacı Pantelis Varnava’nın anılarından derlenen kitaplardan faydalanmıştır. Kıbrıs adası tarihi boyunca dış güçler tarafından istilalara uğramış, her dönemde ada dış güçler tarafından yönetilmiş ve idare edilmiştir. Fenikeliler, Romalılar, Araplar, Cenevizliler, Bizanslılar, Venedikliler ve Lüzinyanlılar tarafından istilaya uğramış olan Kıbrıs 1571 yılından 1878 yılına kadar Osmanlı İmparatorluğunda kalmış daha sonra Britanya İmparatorluğunun sömürgesi olmuştur. Bu tarihten itibaren İngilterenin klasik bir sömürgesi olarak açık işgal ve vali aracılığı ile yönetilmeye başlanır. Kıbrıs adasının ekonomik değere sahip bakır, pirit gibi yeraltı ve narenciye, patates, üzüm ve tahıl gibi yerüstü kaynaklarının tarih içinde ciddi ekonomik değer oluşturmasına rağmen, Emperyalistler açısından Kıbrıs adasının sömürgeleştirilmesinin esas nedeni her zaman Akdenizdeki Stratejik önemi olmuştur. Geçmiş dönemde farklı nedenlerle adanın hakimiyetini elinde tutmak isteyen emperyalist güçler bugün de Akdenizde doğal gaz ve hidro karbon yataklarının zenginliğinden, Adamızın hakimiyetini elinde tutmak istemektedirler. Özet olarak Kıbrıs’ın Akdenizde ve Ortadoğudaki stratejik önemi dün olduğu gibi bugün de hiç değişmemiştir. 1900’lü yıllarda ada’da küçük atölyeler, orta ölçekte fabrikalar kurulur, Kıbrısın yeraltı zenginlikleri madenler yoğun olarak çalıştırılmaya başlanır, 1905 yılında demiryolu tren işletmeleri kurulur, bu gelişmeler ışığında sayıları binlerle ifade edilen işçi, emekçi kesimler, çok ağır koşullarda, sigortasız günde 14-15 saat çok düşük yevmiyelerle çalışmaya başlarlar. Tabii bu çalışma koşulları, işçi ve emekçilerin arasında, sınıf bilincinin daha kolay gelişmesine neden olur. 15Ağustos 1926 tarihinde Kıbrıs Komünist Partisinin kurulması ile birlikte, örgütlenme ve sendikalaşma çabaları ortaya çıkar. Kıbrıs Komünist Partisi’nin kurulması ile birlikte milliyetçi ve dinsel temel dışında, sınıfsal bir temelde ortak örgütlenme çabaları ortaya konur. Yıllardır köylülük temelinde yarı aç şartlarda yaşayan toplumlar, 1900’lü yılların ilk çeyreğinde, olumsuz çalışma koşulları altında, işçi ve emekçi olarak kader birlikteliği yaparlar. Sınıfsal temelde bir mücadele ile Kıbrıslılık bilincini geliştirmeye çalışırlar. Genel bir değerlendirmeden sonra ben 1940-1950 dönemindeki Kıbrıs işçi sınıfının sendikal mücadelesine ve özelde Kıbrıslı Türklerin konumuna daha detaylı değinmek isterim. 21 Ekim 1931’de İngiliz sömürgecilerin Kıbrıs halkına ağır vergiler koyması, isyanın temel nedenidir, başında ağır vergiler için başkaldıran Kıbrıslılar, kilisenin ve bazı milliyetci çevrelerin çabaları ile isyanı Enosis mücadelesine dönüştürmek isterler. Bu isyan sonucunda, İngiliz Sömürge Yönetimi 1941 yılına kadar sürecek örfi idare yani sıkı yönetim ilan eder. 11 Mayıs 1932’de Sömürge Yönetimi Sendika Kurma Yasasını yürürlüğe koyar. Sıkı Yönetim koşullarında bu yasanın geçmesi ile birlikte ilk olarak kunduracılar, 3 Eylül 1933’de ilk toplantılarını gerçekleştirdiler. Kunduracılar, 15 Haziran 1935’de grev ortaya koyarak haklı talepleri için kavgayı başlatırlar. Sendika Kurma Yasası geçmesine rağmen, işverenlerin sendikaları tanıma ve muhatap alma mecburiyetleri yoktu. Bu koşullarda Maden Ocaklarında çalışanlarda ki çok ağır ve gayri insani koşullarda çalışıyorlardı. 18 Ağustos 1936’da, Fugasa Maden Ocağında bine yakın Türk ve Rum madenci bir araya gelip sendika heyetini seçerler. Taleplerini CMC Maden Şirketine iletirler. Yine 1936’da Lefke Karadağ Maden Ocağında çalışan 2000 Kıbrıslı Türk ve Rum CMC’nin keyfi kararı ile işçilerin maaşlarından yapılan kesintiler üzerine biraraya gelerek ortak sendika heyetlerini oluşturdular. 1936’da gerçekleşen grevler sömürge yönetiminin baskısı CMC Şirketinin tehdit ve işten atmalarla, başarısızlığa uğrar, her iki Maden Ocağında işçiler eski koşullarda hatta daha kötü şartlarda çalışmaya zorlanır. Bütün bunlar yaşanırken işçiler yılmadan korkmadan, dil, din, ırk ayırımı yapmadan birlik ve beraberlik içinde sendikalaşmaya devam ederler. 30 Mart 1939 yılına gelindiğinde işçilerin sendiklaşma mücadelesi Sömürge yönetiminin ve işverenlerin her türlü baskı ve tehditine rağmen, çeşitli mesleklere ait 46 sendika ve bu sendikalara üye 2544 işçi bulunmaktaydı. İngiliz Sömürge valiliği 1931 yılında koyduğu sıkı yönetim kurallarını ve aynı zamanda örgütlenme önündeki yasal engelleri 14 Nisan 1941 yılında kaldırarak, siyasi partilerin ve sendikaların kurulmasına olanak tanıdı. Bu olanaktan yararlanan farklı işkollarından bir çok sendika komitesi, bir araya gelerek PSE Sendikalarını kurdu. PSE (Kıbrıs İşçi Sendikaları)na bağlı 62 sendika 3389 da üyesi bulunmaktaydı. PSE’nin kurulması ile birlikte Kıbrıslı işçilerin haklarının kazanılması konusunda güçlü ve örgütlü bir mücadele sürdürüldü. İyi bir program hazırlanarak, işçilerin ve maden ocaklarında çalışan madencilerin hakları güçlü bir şekilde gündeme getirdi. Limni Maden Ocağında çalışan iki yüzden fazla Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum madenci günde sekiz saat çalışma, maaşlara zam ve dehlizlerin ışıklandırma masraflarının karşılanması talebi ile greve gittiler, 93 gün süren grev sonunda madenciler tüm isteklerini kazandılar.1941 yılında Demiryolunda çalışan 240 Kıbrıslı Türk, Kıbrıslı Rum ve Kıbrıslı Ermeni, daha iyi maaş ve daha iyi şartlarda çalışma talebi ile greve gittiler. Grevi yasa dışı ilan eden sömürgeciler 8 demiryolu işçisi ki ikisi Kıbrıslı Türk 6’sı Kıbrıslı Rum, 3 aydan başlayarak bir yıla kadar hapis ve aynı zamanda 20 lira para cezasına çarptırıldılar. PSE Sendikası örgütlenme çalışmalarını sürdürerek birçok iş yerini sendikaya bağlar, Mart 1944’de devlet işçileri hayat pahalılığı eşel mobil için Lefkoşa ve Mağusa’da 23 gün grev yaparlar, bu grevin sonunda da tüm talepleri kabul edilir. PSE sendikasında verilen bu mücadelelerde, Kıbrıslı Türk işçiler de sendikanın her kademesinde Dükkan heyetlerinde, işyeri temsilcisi ve PSE Yönetim Kurullarında görev aldılar. 1943-1944 yıllarında Kıbrıslı Rumların Enosis mücadelelerini yükseltmeleri ve Türk toplumu içinde yavaş yavaş yükselen milliyetçi hareketler, PSE Sendikasında sınıf temelli yürütülen işçi mücadelesine zarar vermeye başlar. 13 Ağustos 1944’de önce Niyazi Dağlı’ya bağlı dülger ve marangozlar ile birlikte 436 Türk işçisi PSE’den ayrılır. Bazı Türk işçiler ise ayrılmayıp PSE Sendikası çatısı altında kalmaya devam ederler. İngiliz sömürgecilerin bütün dünyada uyguladığı böl ve yönet politikası sonucu, Kıbrıslı Türkler ile Kıbrıslı Rumlar arasında etnik ve dinsel değerleri kullanarak, işçileri bölmeyi başarır. Bu dönemde Kunduracılar Sendikası, Ekmekçiler Sendikası, Dülger ve Marangozlar Sendikası, Yapıcı ve Asgari İşlerde çalışan işçiler sendikasının bir araya gelmesi ile 1945 yılında “Kıbrıs Türk İşçi Birlikleri Kurumu”nu oluşturdular. Bu oluşuma Türk toplumu içindeki egemen çevreler de destek verdi. Bu destek sayesinde Girne, Larnaka, Leymosun, Mağusa ve Lefke olmak üzere on üç tane ayrı mesleklerden sendikaların kurulduğunu görürüz. Üye sayısı da 436’dan 900 civarına yükselir. Dönem içerisinde Kıbrıs Türk İşçi Birlikleri güçlenir ve saygınlık kazanır. KATAK ve Çiftçiler Birliği, bu gelişmelerden rahatsızlık duyarlar ve İşçi Birliklerine cephe almaya başlarlar. 15 Mart 1946’da İngiliz Sömürge Valisi, PSE Sendikasını, devlet aleyhine yıkıcı çalışma yaptığı gerekcesi ile yasa dışı ilan eder, 18 yöneticinin 6’sı 12, diğer 12 yöneticisi 18 ay hapse mahkum edilir. Bu gelişme karşısında hemen toplanan işçiler genel kurula giderler ve PSE yerine, Tüm Kıbrıs İşçi Federasyonu PEO’yu kurarlar. PEO tüm Kıbrıs işçi sınıfına sahip çıkarak, daha sert ve daha özverili mücadele yürütmeye başlar. PEO, PSE’nin verdiği mücadeleden dersler çıkararak, sendikalardan ayrılan Kıbrıslı Türk işçileri ile temasa geçerek, tekrar sınıf temelinde birleşme ve iş birliği yapma konusunda önemli adımlar atarlar. 1947 yılına gelindiğinde Kıbrıs Türk İşçiler Birliği içinde sağ ve sol düşünceler çatışmaya başlar. Sağ kesimde Hasan Ali Şaşmaz, Niyazi Dağlı, Halil Sıtkı ve bazı arkadaşları yer alır. Sol düşüncede ise Ahmet Sadi Erkut, Aziz Tuncay, Cahit Ahmet, Mehmet Ayhan, Mehmet Salih daha birçok işçi yer alır. Bu çatışmaların sonucunda Aziz Tuncay ve arkadaşları Birlikde etkili olmaya başlarlar. Eski Başkan Hasan Ali Şaşmaz’ın Birliği temsilen istişare meclisine atanmasından dolayı Kıbrıs Türk İşçi Birlikleri Sekreterliğine Aziz Tuncay atanır. Kıbrıs Türk İşçi Birlikleri bu dönemde işçilerin menfaatları ve hakları için şövenist sendikalarla değil sol sendikalarla işbirliğine giderler. Bu işbirliği sonucunda PEO Genel Sekreteri Andreas Zartides ile Türk İşçileri Birliği Sekreteri Aziz Tuncay biraraya gelerek, tarihe geçmiş olan çok önemli işbirliği protokolunu imzalarlar. Bu protokolun özünde Kıbrısın tüm işçileri Türk, Rum, Ermeni ve Maronitlerin hep birlikte mücadele etmesi gerektiği üzerinde durulur. Protokol, işçi sınıfının ekonomik ve sosyal ilerlemesi için karşılıklı yardımlaşma, her meslek dalında PEO ve Birlik üyesi işçilerin ortak mücadelesi, işçilerin sorunlarını incelemek ve sorunları çözecek ortak mücadeleyi organize etmek, işçi sınıfının parçalanmasını ve böylece ekonomik sömürünün artmasını önlemek, her türlü nefret ve ırkcı ayrımı engellemek gibi çok önemli maddeler içermekteydi. Bu prokolun imzalanmasından sonra Kıbrıs Türk İşçi Birlikleri yöneticileri ve üyeleri komünistlerle, rumculukla suçlanır. Kıbrıs Türk toplumunun egemen sınıfları bu işbirliği protokolüne şiddetle karşı çıkarlar. Aynı zamanda iki sendikanın imzaladığı protokolden cesaret ve ilham alan Lefke Türk İşçi Birliklerinin Başkanı Mehmet Halil Kahraman ve PEO Lefke Madenciler Sendikası Başkanı Pantelis Varnava, CMC Maden İşletmelerinde çalışan işçiler için sıkı bir işbirliğine ve dayanışma içine girerler. Bu koşullarda ilk defa 1947 yılında kırmızı 1 Mayıs’ı Türk ve Rum işçiler birlikte kutlamaya karar verirler. Tüm maden işçileri aileleri ile 1 Mayıs İşçi Bayramını çok büyük bir çoşkuyla kutlarlar. Bu güne kadar, Lefke bölgesinde yapılan en büyük miting ve gösteriden biri gerçekleşir. Kserodan, Lefkeye kadar işlçiler insan seli oluşturur. 1947 1 Mayıs’ı işçi sınıfı mücadelesinde önemli bir yer tutar. 1 Mayıs’ın kutlanmasına karşı çıkan CMC Müdürü de işçileri, Maden Ocağını üç gün kapatarak, üç gün yevmiye ödememekle cezalandırır. 1947 ile 1948 yılları Türk İşçi Birlikleri ile PEO elele vererek sıkı bir sınıf dayanışması göstererek bir çok kazanımlar elde ederler. 13 Ocak 1948’de başlayıp 16 Mayıs 1948’de sonlanan 4 ay 4 gün süren Büyük Maden direnişi Kıbrıs İşçi Sınıfı hareketine altın harflerle yazılan önemli bir mücadele tarihidir. Kıbrıs işçi sınıfı tarihinin en yığınsal ve en uzun süreli grevi olan maden direnişine 700’ü Türk 1300 Rum 2000 işçi katıldı. 1948 Maden Grevi tüm milliyetci ve şöven baskılara rağmen işçilerin etnik ayrılıklarını bir yere bırakarak, işçilerin sınıfsal çıkarlar doğrultusunda, sömürgecilere ve sermaye sınıfına karşı birlikte başkaldırdıkları önemli bir mücadele tarihidir. Kıbrıs işçi sınıfının daha iyi yaşam, daha iyi bir gelecek için birlikte verdikleri ortak mücadele 1958 yılının kanlı 1 Mayısına kadar devam etti. 1940 – 1950 periyodunu değerlendirdiğimizde, sonuç olarak şunu söyleyebiliriz, etnik ve dinsel kimliklerini bir tarafa bırakarak en yoğun sınıf temelli mücadelenin yürütüldüğü, Kıbrıslı Türk, Rum, Maronit ve Latin işçilerin, birçok haklar kazandığı bir periyod olmuştur. Kıbrıslı emekcilerin elde ettikleri haklar, sömğürgeciler ve hakim sınıflar tarafından altın tepsi içinde sunulmadı. Hapisler, baskılar, ölümler ve her türlü zorbalığa karşı ağır bedeller ödenerek kazanılmıştır. Bu dönemde de işçi sınıfının ortak mücadelesinin en büyük düşmanı, milliyetçilik ve şövenizm olmuştur. Huzur ve refah içinde yaşamak isteyen Kıbrıslı emekciler, Elenlerin Enosis, Türklerin Taksim politikaları neticesinde her dönem çatıştırılmışlar, büyük acılar yaşamışlardır. Hala daha Kıbrıslılar olarak, 1958, 1963, 1964 ve 1974’de kaybettiğimiz insanların kemiklerini aramaktayız. Acılar ve utançlarla dolu yakın tarihimizden dersler çıkararak, geleceğimizi birlikte yaratmalıyız. Her iki toplumda yalanla ve ötekileştirmeyle yazılmış resmi tarih yerine Kıbrıslıların gerçek tarihini toplumlarımıza anlatmalıyız. Bu açıdan bu gün düzenlediğiniz bu konferansa büyük önem veriyoruz. Bu gün de önümüzde duran acil görev, iki toplumun işçilerinin ve ilerici güçlerinin ortak eylemlerinin ve dayanışmasını geliştirerek, kin ve düşmanlığa karşı güçlü bir direniş yaratarak, şövenizme, ırkcılığa, milliyetciliğe ve faşizme karşı güçlü bir birliktelik oluşturmak olmalıdır. Kıbrıs sorununun çözümü, ülkemizin ve toplumlarımızın yeniden birleşmesi için gerçekci olarak uygulanabilecek çözüm şeklinin BM’nin ilgili metinlerinde belirtildiği gibi, iki toplumun siyasi eşitliğinin, tek egemenliğin, tek vatandaşlığın ve tek uluslararası kimliğin olacağı, iki bölgeli, iki toplumlu Birleşik Kıbrıs Federasyonudur. Bölgemizdeki çıkarları olan emperyalist güçlerin değil, bütün Kıbrıslıların çıkarlarına hizmet edecek bir çözüm şekline yürekten inanıyoruz. Kıbrısın özgür, askersizleştirilmiş ve tüm bölge için barış ve güvenlik köprüsü olması için hep birlikte mücadele etmeliyiz. Sözlerimi bitirirken bu konferansı düzenleyen, emeği geçen herkese tekrar teşekkür ederim. Sabırla dinlediğiniz için sizlere de teşekkür eder, saygılar sunarım.

YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.